Tenis, Türkiye’de son 25 yılın voleybolla birlikte en hızlı yükselen sporu. Bu ülkede tenisin hem izleyeni hem de eline raket alarak bizzat korta çıkan kişi sayısı son çeyrek yüzyılda yaklaşık 30 kat arttı. Mesleki başlangıç yılım 1999’dan beri, çoğunluğu Eurosport’ta binden fazla tenis maçı anlatımı, yüzlerce TV programı ve 108 sayı dergi ve elbette yazdığım üç kitapla, tenisin bu yükselişine karınca kararınca bir katkım olduğunu söylemem sanıyorum mümkün olabilir. Türkçedeki ilk tenis kültürü kitabını [Uzun Bir Yol, Caretta Yayınları, 2004] yazdıktan bir süre sonra, 2010’larda dümeni belki ilk göz ağrım atletizme doğru çevirdim ve daha çok bu branşa yoğunlaştım. Yine de tenisle ilişkimi kesmedim.

Caretta Yayınları’ndan ilk kitabımın piyasaya çıkmasından dört yıl sonraydı. Mecidiyeköy’deki Tenis Dünyası dergisinin ofisinde Bülent Gürkan’la Türkiye’nin tenis tarihçesi fikri üzerine laflıyorduk. Bu düşünce birkaç ay önce yaptığımız Nazmi Bari söyleşisi üzerine kafamızda canlanmıştı. Ben zaten bir süredir eski turnuvaları ve Türkiye klasmanlarını arşivliyordum. Materyal biriktirsem bile bu konu üzerine tam olarak eğilmem, sözünü ettiğim günlerde, yani 2008’in bahar aylarındaydı.

Yakın zamanda bir yazıyla yad ettiğim meslek büyüğüm Fahri İkiler’in bir tenis tarihçesi yazma planından haberdardım. Bu konuda yıllardır malzeme topluyordu. Ortak bir kitap yapma fikrini yayıncım Bülent’le beraber kendisine teklif ettik. Zira biz federasyona ‘resmi bir tarihçe’ teklifi götürecektik. Ancak Fahri Abi kitabını bireysel olarak yayınlatmak istediğini söyleyerek bizi nazikçe geri çevirmişti.

Planı yaptık, yola koyulduk. 2008’in sonunda Türkiye Tenis Federasyonu’nda başkanlığa Mesut Polat seçilmişti. Dergi için Polat’la söyleşi yapan Bülent Gürkan, tarihçe fikrini açınca TTF Başkanı Polat konuyla ilgilendi. Ancak birkaç ay sonra Polat hakkındaki vergi usulsüzlüğü soruşturmasından gözaltına alındı ve böylece iş suya düştü.

Birkaç ay sonra yerine gelen yeni TTF Başkanı Ayda Uluç’a yeni baştan konuyu anlatırken, Bülent’in yanında bu kez ben de vardım. Tenisin hafıza eksikliği örnekleriyle vurgulayınca TTF Başkanı Uluç bize hak verip, bunu bir sponsor aracılığıyla yapmalarının iyi olacağını söyledi. Lakin o günlerde federasyon, Türkiye’de ilki yapılacak WTA Sezon Sonu Şampiyonası’nın hazırlıklarına yoğunlaşmıştı ve birkaç hafta içinde kitap meselesi gündemde geri planına itildi.

Bir yıl geçmeden, konu gençliğinde çok iyi bir tenisçi olan dönemin Turkcell Genel Müdür Yardımcısı Koray Öztürkler’e gitti. TTF’nin destekçilerinden Turkcell’de konuyla ilgili muhatap bulmak bizi sevindirmişti. Elimizdeki tanıtım dosyası bu kez de şirketin Taksim’deki ofisinde genişçe bir masanın üzerindeydi. Koray Bey, o günkü toplantıda “Buna destek oluruz” dedi. İşler yoluna girmiş gibiydi.

Bunun üzerine bir yandan derginin işlerini yürütürken bir yandan da kitabı yazmaya ağırlık vermiştim. Yazım aşamasının sona ermesine yakın yeniden (yine!) bir alt üst oluş yaşandı. Çünkü Öztürkler’in de aralarında olduğu üst düzey yöneticiler Turkcell’den ayrılmışlardı. Siyasal iktidarın “Sermayeyi dize getirme operasyonu” olduğu zamanla anlaşılan bu değişiklik, beraberinde bize yeni bir kopuş getirdi. Neredeyse eş zamanlı olarak, Türkiye Tenis Federasyonu’nda Osman Tural başkanlık koltuğuna oturunca, etkili yayınımız Tenis Dünyası’nın TTF ile diyaloğu sekteye uğradı. Yeni başkan, yayınlarımızdan pek hoşnut olmadığı için kendisine “tarihçe” sunmak biraz garip kaçacaktı. Dolayısıyla işi yeniden dondurduk.

İçeriğinde daha önce yayınlanmamış bir sürü özgün materyal bulunduran kitabımız, 2012 yılında görselleri ve tam metniyle beraber artık baskıya hazırdı ancak TTF yönetimiyle ilişkilerimiz ekşimişti. Tenis Dünyası, kısa sürede prestijli bir dergi ve dijital mecraya dönüşmüş olsa bile bu kitabı mali destek olmadan yapmamız olanaklı görünmüyordu.

Tural’ın görevden ayrılıp yardımcısı Cengiz Durmuş’un federasyon başkanı olmasıyla beraber, bir türlü yayınlanamayan “Türkiye Tenis Tarihi” dosyası yeniden raftan indi. Bu kez de kitabın “basit bir turnuva düzenlemenin beşte bir maliyetine ancak denk gelen” bütçesi sorun oldu. “Biraz daha beklesin” denilen kitap, 2015’ten sonra yaşanan darbe girişimi gibi olağanüstü haller, siyasi gerginlikler, ödenek yokluğu, mali kriz derken bir türlü baskı onayı aşamasına gelemedi. O dönemde TTF yönetiminde bulunan Cem Tınaz, 2016’da bana kendi kulübü TED’in 80. Yıl Almanağı için tenis bölümü yazma teklifi getirdiğinde, “Burada kullanacağın detaylar belki Türkiye Tenis Tarihi için ilgi uyandırmasını sağlar” diyordu. O kitap için ayrı bir metin yazsam bile yazının temelini basılamayan tarihçeden oluşturmuştum.

Dört federasyon başkanı eskiten ve on beş yılda bir türlü matbaaya gönderilemeyen Türkiye Tenis Tarihi’nin lanetli yolcuğu bununla da bitmedi.

***

2024 yılının bir kasım akşamında, tenis sporuna yalnızca site kortlarından ve yaz tatillerinden aşina “spor yöneticisi” Şafak Müderrisoğlu, Türkiye Tenis Federasyonu’na başkan yapıldı. Aradan fazla vakit geçmemişti ki, yeni TTF başkanı daha önce neredeyse tek ferdini tanımadığı teniste “camiayla kaynaşma” toplantılarının birinde yukarıda adı geçen dostum Bülent Gürkan’la bir araya geldi. İkilinin sohbeti esnasında Gürkan, Spor Dünyası Yayıncılık bünyesinde 15 yıldır bekleyen meşhur kitabımızı hatırlatırken, “Sizin için güncelleyip, prestijli bir basım yapabiliriz” teklifinde bulundu. TTF Başkanı Müderrisoğlu, “Bu işi Türkiye’de ilk İngilizler başlattı diye biliyorum. Onlara bir sunum yapalım, bize destek olsunlar. Biz de bu kitabı bastıralım” deyiverdi. Bülent, başkana “jest olsun” diye benden İngilizlerle ilgili bir bilgi notu istediğinde mır-kır etsem de birkaç cümle yazıp ona Whatsapp’tan ilettim. Birkaç hafta geçmemişti ki, Müderrisoğlu, Bülent’e kitap teklifini karşılayacak mali durumda olmadıklarını ve ayrıca sponsorlarını ikna edemediklerini söyledi. Defter bir kez daha kapandı.

18 Şubat 2026’nın puslu sabahında Türkiye Tenis Tarihi kitabını bastıracak parası olmayan TTF’nin Başkanı Şafak Müderrisoğlu, Ankara’daki İngiliz Büyükelçiliği toplantı salonunda gururla “Türk tenisinde bir ilkten” bahsetmenin hazzı içindeydi: “Türk tenis tarihini mercek altına alan 10 bölümlük belgesel ve kitabı sizlerin huzurunda duyurmaktan memnuniyet duyuyorum!”

Yayınlarımızla yirmi yılda devasa bir koleksiyon hediye ettiğimiz, saklı gerçeklerini ortaya çıkardığımız, tarihini zenginleştirdiğimiz, istatistiklerini derlediğimiz Türkiye’deki tenisin tarihine dair onca emeğimiz bir günde çöp olmuştu. Hem de ucuz bir mavrayla…

Bu mutlu açıklamadan o sabah telefonuna bakarken haberdar olan Bülent, bana ekran görüntüsü yolladı. Başlarımızı acı acı iki yana salladık. Ve takdir edersiniz ki, sadece bununla sınırlı kalmadık.

(ŞEVKET FURKAN ERBAY)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz